Hepimiz geri bildirim bekleriz. Çalıştığımız kurumda veya müşterilerimizle ilişkilerimizde aldığımız geri bildirim bizlere rehberlik eder. Kurumlarda insan kaynakları yönetimi sistemleri kurulması, bu yolda atılan önemli bir adımdır ancak yeterli değildir.

Yetenek havuzları, 360 derece değerlendirme uygulamaları, kişilik envanterleri, eğitimler, koçluk çalışmaları, değerlendirme merkezi uygulamaları, performans ve prim sistemleri, kariyer  ve daha nicesi bir yaklaşımın olduğuna işarettir. Ancak bu sistemleri kullanan kişilerin yetkinlikleri, kurumun insan kaynakları vizyonuna sahipliği ve doğru dış kaynak kullanımı gibi son derece kritik bir noktada durum sorgulanabilir.

Eğer kurumu daha güçlü yapacak en önemli kaynağı -yani insanı- değerlendirecek sistemleri kurum kullanıyorsa çok güzel. Sistem kurum için var demektir. Bu, evinizin doğalgaz sisteminin sağlam ve çalışır olması gibidir. Ancak siz eğer kombinizin ayarlarını, bakımını, radyatörlerinizin havasını ve periyodik kontrolerini yapmıyorsanız ve sistem nasıl olsa çalışıyor diyorsanız o sistem sizin kumandanızda değildir. Bir bakarsınız arızaya geçmişsiniz, haberiniz yok!

Okyanusları aşarken acaba derelerde mi boğuluyoruz?

Örneğin, değerlendirmeler sonucu “performansı düşük” diye adlandırdığımız çalışanın acaba mevcut performansının artması için ne gibi alternatif yollar aramıştık? “Performansı yüksek” diye adlandırdığımız çalışanların hazır olmadıkları kadar çabuk mu sorumluluk altına girmelerine yön verdik ve kaçırdık ya da performanslarının düşmesine sebep olduk?

Bütün değerlemeler bir yana, insan kaynağını doğru yönetebilmenin tartışmasız en önemli adımı olan “İşe alım” faaliyetini ne kadar önemsiyoruz? İşe almak istediğimiz potansiyelin işe uygunluğunu ne ölçüde etkin değerlendiriyoruz? Sıra sıra görüşmeler yaparken bu potansiyelin iş ve kişilik uyumlarını nasıl değerlendiriyoruz? Değerlendiriciler ne kadar insan tecrübesine sahip?

Temel bir soru da birbirimize karşı ne kadar ilgili olduğumuz, dinlemeye ne kadar vakit ayırdığımız ile ilgili. Kurumlarda en sık karşılaştığım şey, yatay iletişimi ve ortaklıkları “sözde” destekleyen yaklaşım. Peki birbirimizi eleştirmekten vakit bulup ne kadar takdir ediyoruz? Asansörde karşılaştığımızda birbirimize nasıl yaklaşıyoruz, kaçımız başını kaldırıp birbirini selamlıyor? Düşünelim.

Çalışan her birey “değerli” ve o ölçüde, kurumun bir organik parçası. Kurum organik bir yapı, yaşıyor, canlı. Kaçta kaçımız içinde bulunduğumuz çatının hedef ve faaliyetlerinden kendi merakı dışında haberdar oluyor merak ediyorum? Geçtiğimiz günlerde büyük ölçekli bir telekomünikasyon firmasını ziyaretimde bölüm çalışanlarının kurumun 10 sosyal sorumluluk projesinin sadece bir tanesinden haberdar olduğunu duymak ilginçti. Ben bile dışardan, daha çok bilgiye sahiptim.

Yeni kuşaklar daha hızlı ve daha karmaşık, tek tuşla her şeye ulaşabildikleri bir dünyanın içine doğdular. Onlar da bu çağa uyum gösterdiler. Beklentileri yön verilmesi, rehberlik ve desteklenmek. Bu kuşaklara rehberlik ederken özen göstermekte fayda var. Bomba gibi gençler geliyor, tam donanımlı. Görüşleri açık, birçok konuda yetenekliler ve hızlı hareket ediyorlar. Dikteye gelmiyorlar. İlk 6 ay içinde %50’si girdikleri kurumlarla vedalaşıyorlar.

Geçtiğimiz gece bir çağrı merkezi ile görüşme yaptım. Gecenin geç vaktine rağmen baştan sona inanılmaz enerjik bir ses zarif ve özenli hitabetiyle sorunumu çözdü. Nitekim, kuruma değil sese odaklandım. Ses bana kurumunu temsil ettiği için değil, sesin sahibi arkadaşımız bana “özel” davrandığı için. Kurumuna teşekkür etmek istedim, öyle bıktım ki çünkü çağrı merkezleriyle gerçekleştirdiğim gereksiz görüşmelerden! Arkadaşımız “sicil numarasını verdiği taktirde mesajımın doğru adrese gideceğini” belirtti. Yüzlerce gençten bir tanesi, ses kaydı bile olsa  kendisinin takdir edilme ihtiyacını anlamak için benim bakış açıma sahip olmaya gerek yok. İşini ve kurumunu seven bir gençle konuştum, memnun oldum, geribildirim verdim.

Sistemlerin arkasında biz varız; birebir insan. Eğer sistemleri kullanırken bunu unutmazsak o zaman daha güçlü oluruz. Bu bir bakış açısıdır. Okyanusları aşarken derelerde boğulmamalı.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s