Bir sevdiğimi kaybettim 7 gün önce. Elim ne kalem gördü ne de klavye günlerdir. Ne komik, duygularımın katresi olabilecek kelimeleri bir klavye olmadan yaratamamak. Tam yedi gün oldu bu gece yarısı. Arkadaşım olan kelimeleri buluşturup duygularımı ifade etmeyi yeğledim anısına.

Eniştem Nevzat Aksoy, çok değer verdiğim bir aile büyüğümdü. Birkaç yıl önce Alzheimer hastalığı teşhisi konmuştu. Doğa üstü bir sabır ve azim sahibi Halam, bu sürede enişteme kusursuz bir bakım sağladı. Maalesef Alzheimer hastalarına özel bir Bakımevi yok. Varsa da inanmayın, onlar Geriatri merkezleri, Huzur evleri… Bu mekanlarda Alzheimer hastası huzur bulmuyor, aksine huzursuz oluyor. Çünkü Alzheimer hastasının bir kısım beyin faaliyetleri ve hafıza merkezi kısıtlansa dahi hastanın iç görüsü, duygusal zekası kısıtlanmıyor. Sizi tanımasa bile sizin hangi niyetle kendisine yaklaştığınızı çok iyi biliyor. Ve size aynı niyetle karşılık veriyor. Bu hastalığın ilerlememesi mümkün değil, ancak iyi bakım ve ilgi hayata bağlıyor hastayı. Her hastanın bir kaybediş öyküsü var elbet, ama kaybediş Alzheimer olduğu için değil, hastalığı sırasında yaşadığı fiziksel sebeplerle gelişiyor. Bizde de düşmesi ve kalçasını kırması sonun başlangıcı oldu. Bu vesileyle röntgen çektirmek için girdiğimiz hastaneden 20 gün sonra kalp krizi sonucu eniştemin vefatı ile çıktık.

Vefatımızın ertesi günü kızıma (12) kaybımızı söylemem gerekiyordu. Bıçağı ağır ağır mı, yoksa bir hızda kesip acıyı en azda tutmak mı diye düşündüm ve dolandırmadan söylemeyi tercih ettim. Kızım beni ifadesiz dinledi, gözünü kırpmadan. Bir şeyler söylemesini, gözlerinin dolup yaşların dökülmesini bekledim çaresizce. O ise oturduğu yerden kalkıp uzaklaştı benden. Ne de bir ses takip etti sonra… Biraz bekledim sabırla ve onun yanına giderek dedim ki: “Yavrum, biliyorum duyguların çok derinde. Bu duygularını paylaşman önce senin için çok önemli, lütfen bir şeyler söyle. Eğer söylemek istemiyorsan o zaman lütfen kelimeleri kullan. Anlat bize.”

O gece anlattı. İki sayfa olarak yazdıklarından alıntılayarak paylaşmayı önemsedim.

Diyordu ki:

“Benim Gözümden Alzheimer”

“Eniştem, Alzheimer hastalığına yakalanmadan önce ben çok küçüktüm. Büyük ihtimalle büyükbabamı kaybettiğim yıllardı. Eniştem ve Halamı ziyaret etmeye her gittiğimde oradaki oyuncaklarımı; legolarımı ve barbie bebeklerimi çıkartır ve oyuna başlardık. Eniştem ile büyük legolardan, küçük şehirler inşa ederdik! İlkokula başladığımda hep resim yapar, elbiseler çizer ve mektup gibi yazılar yazardım. Eniştem bazen benim yanımda olur, bazen de bana o masum gözleriyle gülümseyerek bakıp giderdi. Hiçbir şey anlayamazdım. İlkokul üçüncü sınıftayken artık bana baktığında: “Neden bana böyle bakıyor?” diyordum anneme… Annem de yutkunur ve , susmayı tercih ederdi. Artık annemi anlıyorum. Yaşımın küçüklüğü ve psikolojimin böyle bir şeyi kaldıramayacağını biliyordu.

İlkokul beşinci sınıfa başladığımda üçüncü sınıfta olduğumdan çok daha olgundum. Artık enişteme ne olduğunu biliyordum. Ben de halamın bilgisayarında oyun oynamayı tercih ediyordum. Eniştem orada oturuyor, annem ve halam da 5 dakikada bir aynı konuları enişteme tekrar anlatıyorlardı. Eniştem de ya dinliyor ya da kendi çapında hayaller kuruyordu.

Sonra evde bir suskunluk başlamıştı. Eniştem kim olduğumu soruyordu halama. Halam da bana göz kırpıp, enişteme:

Halam: “Tanımadın mı yoksa bu güzel kızımızı? “

Eniştem: “Tanımaz olur muyum hiç! “

Halam: “Öyleyse ismini söyle bakayım?”

“Eniştem sadece gülümsüyordu… Yaz tatilinde halam, bir gün çok ısrar etmişti onlarda kalmam için. Kalmıştım ben de. Fakat enişteme bakıcılık yapan hanım eniştemin ekmeği kavun suyuna batırmasıyla dalga geçiyordu! Bana da komik gelmişti ama gidip en yakın dostuma bile anlatmamıştım. O hanım gece akşam telefon açıp arkadaşlarına anlatmıştı. Ben de yan odada olduğum için kulak misafiri olmuştum. Dayanamayıp kötü sözler söylemiştim bakıcı hanıma. Yanlıştı yaptığım bir büyüğe karşı biliyorum, ama kimsenin sevdiğim kişi ile dalga geçmesine kalbim dayanmamıştı.

Yaz tatili bitmiş, artık okul başlamıştı. Eniştem de artık hastaneye bağımlıydı, çünkü kalçası kırılmıştı. 19 Kasım gecesi saat 01:00’de anneme telefon gelmiş ben uyurken. Annem ve Babam fırlamış. Ben hala uyuyorum, ne olup ne bittiğini 19 Kasım akşam üstünde öğrendim. Annem, o gözyaşlarını silmekten nemli eliyle tuttu çenemden, kızarmış göz kapaklarıyla, benim o genç ama ağlamaktan yıpranmış gözlerime bakarak, uzatmadan, kısacık ama kalbime şok yaşatacak şu iki kelimeyi söyledi:

Annem : “Kızım, Enişten öldü.”

Ben: “………..”

Annemin niye kısa kestiğini biliyorum. Diğer türlü daha çok yıpranacaktım. Kafamı yastıklara sıkıştırıp ağlayacaktım. Ama ağzımdan bir kelime çıkmadı. Sessiz kalmayı tercih ettim.

Bu, eniştemin son günüydü 19.11.2012. Onu ve onun gibi hastaları sevgiyle anıyorum ve her şeyin bir sonu vardır. Ölümsüz olsaydık hayattan zevk alamazdık. Sadece bir kere dünyaya geliyoruz. Bence birine bir teşekkür borçluyuz.”

*

Bu satırları okuduğumda göz yaşlarıma hakim olamadım. Kızım bana büyük bir armağan verdi. Algılaması için çaba sarf ettiğim onca şeyin farkında olduğunu ,  sevildiğini, sevdiğini ve doğaya karşı yenilgiyi kabulünü gösterdi. Ve tüm bu karmaşık ilişkiyi sadelikle anlatmayı becerdi.

İnsanın hayata bırakabileceği en büyük miras, sevenlerine bıraktığı sevgi dolu hatıralardır…

Zihni açık, bir çocuk kadar çevik ve hırslı ama bedeni 84 yılın ağırlığını taşımakta zorlanan sevgili insanım eniştem, her birimizin sevgilisiydi. Sevme gücü hepimize bir armağan, bu armağanı bazılarımız kullanabiliyor bazılarımızsa paketinde saklıyor. Bu armağanı yerinde kullanan, kimseyi kırmamayı, her kişideki değeri ortaya çıkarmayı bilen asil ruhlu bir kişiydi o. Bir keresinde çok zorlandığım bir konuda bana yaklaşımında genelleme yaparak “Sorun yaşıyorsan kişiyi yakın çemberinden uzak çemberine al, ama asla silme..kırma.. Kimseyi silme ve en önemlisi kimsenin üzerinden geçme..Sen sevmeye devam et, o sana gelecektir” demiş idi.

Son söz; Son günlerinde kim olduğumu söyleyemese de o, “Hep böyle güzel kal” diyordu bana hala…

Sevgiyle kalın…

Alzheimer’a karşı” üzerine 2 yorum

  1. Candan’cığım,

    Yazıyı göz yaşları içinde okudum, miras bırakabileceğimiz, bir anlamda ölümsüzlüğümüzü simgeleyen sevgi, saygı, kişilerle aramızdaki, bir açıdan alışveriş içinde olduğumuz hissiyatlarımız ve düşüncelerimizi enişten sana ve kızına ne kdar da başarılı bir şekilde aktarmış.
    Ailelerimiz, büyüklerimiz, arkadaşlarımız, özetle insanlar bizi biz yapan. Bu yazıda kendimi de buldum,
    “Bu armağanı yerinde kullanan, kimseyi kırmamayı, her kişideki değeri ortaya çıkarmayı bilen asil ruhlu bir kişiydi o. Bir keresinde çok zorlandığım bir konuda bana yaklaşımında genelleme yaparak “Sorun yaşıyorsan kişiyi yakın çemberinden uzak çemberine al, ama asla silme..kırma.. Kimseyi silme ve en önemlisi kimsenin üzerinden geçme..Sen sevmeye devam et, o sana gelecektir” demiş idi.”
    Kızın da ne kadar olgun bir tavır sergilemiş, tebrikler sana güzel arkadaşım.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s