Şanslı Per

Öne Çıkan

Danimarkalı Nobel Ödüllü yazar Henrik Pontoppidan’ın 1898 ve 1904 yılları arasında sekiz cilt halinde yayınlanan bir romanıdır Lykke-Per (Şanslı Per). Danimarka’nın en önemli romanlarından biri olarak kabul edilir. Bir mühendis olmak ve mirasının ve sosyal geçmişinin kısıtlamalarından kurtulmak için dindar ailesinden ayrılan, kendine oldukça güvenen ve yetenekli bir adam olan Per Sidenius, başarısının zirvesine doğru çıkarken , kariyerinden vazgeçer. Önemli Alman edebiyatçılar; Thomas Mann, Georg Lukács ve Ernst Bloch bu eseri “modernist geçişin derin bir sosyal, psikolojik ve metafizik anatomisi” olarak değerlendirdi. Danimarkalı yönetmen Bille August’ un film uyarlaması (2018), ‘A Fortunate Man, bugün izlenebilir.

Hikayenin ana teması, “şans” ile “mutluluk” arasındaki ilişkidir. Romanın baş kahramanı Per, başlangıçta mutluluğu başarının sonucu ve sıradan dünyadaki projelerin ve hedefleri başarırsa ödülü olarak görür. Ancak sonunda mutluluğun başarıya götüren şanstan bağımsız olarak elde edilebileceğini fark eder. Yazar Pontoppidan, Per’in başarıya ulaşmak için göç ettiği Kopenhag’tan köyüne geri dönüşünü bir yenilgi olarak değil, başarıyı tanımlayan koşullara karşı bir zafer olarak anlatmıştır. Roman kahramanı Per, ayağına gelen tüm iyi şansa rağmen mutlu olamadığında, başarılı da olamayacaktır.

Per

Erken yaşlarda yaşadığımız zorluklarla varoluş mücadelesi kavramına değinen bu konu, travmalarla yüzleşme cesaretinin yine kendi benliğini kabul etmekle başlayabileceğinin altını çiziyor. Kendini kabul etmek, anneni babanı ve yetiştiğin ortamı kabul etmektir. Romanda antitez olarak gelişim sürecinde, ana karakter var olduğu, geldiği yeri reddetmektedir. Başarma azmi kendisiyle yaşadığı yabancılaşmayı gölgede bırakmaktadır. Sentez olarak, özetle, ana karakterin iç yolculuğuna yönelmesi ve başarılı olmanın önce kendisiyle barışarak gerçekleşebileceği vurgulanmaktadır. Yaşadığı olaylar karşısında zaman zaman fazlasıyla özgeci diye görebildiğim ana karakterin şansı yaver de gitse, olumsuzluklar ile karşılaştıkça ve başarıya ulaşamadıkça nihayetinde kendini sorgulamaya başlama cesaretine tanık oluyoruz.

Sekiz cilttlik bir roman, haliyle üç saatlik bir film. Tekrarlar ile beslense de izlenmeye değer. Rotten Tomatoes 8.6 olarak derecelendirmiş.

Bense kitabı okumanızı tavsiye ederim.

Sevgiyle,

Ca