Evden Çalışmak -1

Biz çoğu çalışan, işlerimizin başına evimizde oturmaya başladık. Önce yataklarımızı topluyor, sonra kahvelerimizi içiyor ve farkında olmadan aslında pantolon yada etek giymek ve de hafif de olsa makyaj yapmak eğiliminde bulunabiliyoruz. Alışkanlıktan. Bilhassa benim gibi danışmanlık alanında çalışmaya alışmayan arkadaşlar için evden çalışmak daha da zor olmalı diye tahmin ediyorum.

Önerebileceğim ilk prensip, aynen nasılsa o şekilde düzenli yaşamaya devam etmek olacaktır. Mesela: sabah kahvaltısı-öğle yemeği ve akşam yemeği saatlerini eskiden nasılsa öyle devam ettirmek. Masa başından terliklerimizle kalkıp kendimize bir şeyler hazırlamak ya da hazırlayan varsa bulaşıkları toparlamak. Çocuk gözünüzün içine bakıyorsa; O zaman öğle tatilinin, onun da eğlenebileceği bir zaman dilimi olduğunu ona aktarmakta fayda var.

Bir diğer prensip, evdeyken de işe gider gibi giyinmek. Muhakkak bakımlı olun baylar, sakın salmayın! Ve kadınlar, aynen ve isterseniz makyaj yapın hafif. Kendiniz için! Nerede çalışırsanız çalışın, masanızın kenarında güzel bir kahve fincanı bir de kalem kağıt dursun.

Bir başka prensip; Etrafınızda ne tip bir kaotik durum olursa olsun konsantrasyonunuzu bozmamaktır. Serbest/Freelance çalışmaya başladığım  ilk günlerde kızım, okuldan erken gelip ne zaman yemek yiyeceğiz diye sorardı. Saat 4! Ne yemeği.. Ama ne zaman yiyorsak o  zaman diyemiyorsunuz! Çünkü siz bir annesiniz ve sizi görünce çocuk yemek yemek istiyor! Durum bu. Dolayısıyla, strateji bizlere düşüyor! Önerim, yapacağınız en iyi şey, kahve molanızda -henüz sizden beklentide olan çocuk ya da çocuk benlikli kişi sizi görmeden/duymadan- ona bir sürpriz hazırlamak olacaktır. Muffin gibi, ufacık ama büyük bir şey. Hatta çikolatalı olursa! Alternatif yaratın onlar için! Açıkçası sizin zaten onunla olduğunuzu, onu hep düşündüğünüzü ve çalışmaya devam etmeni gerektiğini ve de saat 17:30 ya da 18:00’de işinizin bitip eğlenceli bir oyun oynama üzerine teklifinizi söyleyebilirsiniz. Onlar anlar. Eğer onları siz, onların anladığından daha fazla anlayarak bir de evde olduğunuz ve ilgilenmediğiniz için üzülmeye başlarsanız o zaman çocuklar sizi anlamamaya başlarlar. İşte!

Babam evde ve birlikte yapacağımız çok şey var!

Babam evde ve hiç benimle ilgilenmiyor….

Annem evde ve yine çalışıyor : çamaşır yıkıyor, ev işleri bir de iş işleri …

Annem babam evde, ama çok keyif alıyorum. Keşke bu karantina hiç bitmese!

Kızım çok çalışıyor beni de ihmal etmiyor, bugün sahilde çay içtik

Kızım çok çalışıyor ve kaç gündür görmedim, olsun…

Oğlum kapıdan uğradı, azıcık da olsa gördüm.

Oğlum çok yoğun ama her Pazar günü üç saat muhabbet ediyoruz!

Siz de zamanlama konusunda küçükleri ve büyükleri incelikli olarak düşünebilirseniz yaşam daha güzel dans ediyor. Düşünsenize, şimdi onları koruyalım derken bir de sokağa çıkma imkanları olmaması sebebiyle içinde bulundukları durum çok kolay değil.

Nereden nereye derken, aslında bugün yaşadığımız bir olay ile bitirmek istiyorum:

Düşünün ki bir toplantıdasınız evde, dokuz kişiyle aynı anda, aynı bilgisayarda ve aynı masada. Masa başından kalkamazsınız. O sırada, bilinmeyen bir numaradan aranıyorsunuz ve diyorsunuz ki içinizden: Yine bir çağrı merkezi arıyor, açma… Sonra, hiç çalmayan ev telefonunuz zangır zangır çalıyor (bu kesin dijiturk diyorsunuz, cepten bulamadı evden deniyor) Telefon acı acı çalarken siz toplantının özetini anladıysanız ne ala. Çünkü yedi-sekiz aramadan sonra konsantrasyonunuz tamamen bozuldu ve şu telefonu bir açayım demek zorunda kaldınız. Açtınız artık.

Telefon eden Banka Güvenlik Birimi ve ardından evden fırlayarak çıkıyor olacaksınız pandemik filan dinlemeden… Anlatayım:

Banka:

-Anneniz öğle saatlerinden beri dolandırıcı tarafından oyalanıyor. Biz fark ettik ve kendisini cep telefonundan aradık. Biz ikna edici olamadık. Biraz sonra taksiye binip hesabının bulunduğu bankaya gidecek. Bu arada sizin yakını olduğunuzu bulduk ve haber vermek istedik.

Biraz bekleyin lütfen diyor ve durumu anlamaya çalışıyorsunuz.  (O sırada annenizi arıyorsunuz ve ev telefonu meşgul, cep telefonundan açıyor. Kiminle konuştuğunu soruyorsunuz. “Söyleyemem” diyor çok riskli! Hemen telefonu kapatmasını söylüyorsunuz. “Kızım telefonu kapatmamı istiyor” dediğini duyuyorsunuz ve ardından 65+ annenize dairesinden dışarı çıkmasını ve birazdan onu almaya geleceğinizi söylüyorsunuz (20 gündür bir araya gelmemeye çalıştığınız halde ve sonra telefondaki kişiye teşekkür ederek)

Banka: Rica ederim, herhangi bir sorun yok, anneniz bir işlem yapmadı. Hesabı güvende.

PST-post travmatik stres sendromlu bir kişi olup olağanüstü zekası ve duyarlılığına rağmen stres altında çok sıkıntı yaşayan bir insan olan anneniz öyle bir illüzyon içinde ki, zaten pandemik sebebiyle haftalardır dış dünyadan uzak, bu illüzyondan uyanması bir kaç saatini alıyor. Boş gözlerle bakıyor size. Bankayı bombalayacaklardı diyor. Siz bankaya götürüyorsunuz “bak her şey yerinde” diye. Olacak iş değil bu; Açıkçası pislik, kötülük bu. Hem de kandil günü.

*

Ne zaman zor zamanlardan geçsek, bu tarz kötülükler daha çok ortaya çıkıveriyor nedense.

Aman dikkat; İş güç o kadar önemli değil. Her şey hallolur. Sevdiklerinizi koruyun.

Bu vesile ile İş Bankası Güvenlik Birimine teşekkür ediyorum.

Sevgiyle,

Not: Evden bir süre daha çalışacağız, mesajlarınızı bekliyorum.

Bir anne-baba öyküsü

IMG_9627Bu yıl kırk dört yaşımı bitirdim. Annem 72, babam da 73 oldu. Beni bir Eylül günü dünyaya getirmişler. Eskiden başak burcuydum, şimdi daha çok oğlak oldum. Biraz annem babam gibi, biraz da fazlasıyım. Özgüvenimi onlara borçluyum.

Aralık ayı değerlidir benim için. Yaşam rehberimlerim olan anne ve babamın, birer hafta arayla doğum

günlerini kutlarız. İki oğlak ebeveynin çocuğu olunca, kural ve hedeflerle büyüyor insan. Ne sorun varsa, sorunun analizi, çözüm planı ve organizasyonunda çok yönlü düşünme becerisi gördüm. Hep vaktinden önce orada olundu. Hep doğruları oldu, haksızlıklar karşısında duruldu, mücadeleden hiç vazgeçilmedi. Kendi tecrübelerini aktardılar, olumsuzları süzüp, olumlu düşünceye işaret ettiler. Akıl olgunlukları yaşlarının da üzerindedir ve tabiki ikna etmesi zor insanlardır (oğlak, keçinin yavrusudur ayrıca takımyıldızıdır) İkisini de dinlemeyip kendi bildiğini yaparsan dünyanın sonu gelmese de sonunda onların dediğine gelirsin.  Çok güzel bakarlar sana. Bazen duygusal yanları ağır basar, çocuk gibi alınır küserler ki bu durumun şiddetli etkisini ayrı olsalar da aynı zamanda yaşamışlığım olduğu için çekinirsin onları küstürmekten.

Her ikisi de emeklilik yaşamından keyif almanın yollarını bulunca daha da tatlı oldular. Sağlıkları el verdiğince geziyor, sosyalleşiyor ve yeni şeyler öğreniyorlar. Yeni şeyler öğrenmek önemli. Birisi sudoku, diğeri ingilizce çalışıyor. Bilgisayarda vakit geçiriyor, bolca okuyorlar. Küçükken hediye telaşına düşerdim. Birbirlerine çok benzer annem ve babam. Hediye istemezler, gözlerinin içine sevgiyle baktığın ve güzel hikayeler anlattığın zaman mutlu olurlar. Yine öyle yapmaya gayret ettim. Emeklilik bir değişim dönemi yaşamda. Bir son ve yeni bir başlangıç. Ömür boyu istihdam çağının son temsilcileri için ise geçiş hiç kolay değil, bocalıyorlar. Her ikisi de kırk yılı aşkın bir süre aynı iş yerinde çalıştılar. Mesleklerini çok sevdiler. Sonra boşlukta kaldılar. Sağlık bozulabilir. Bir yere ait hissetmiyor insan kendini. Hayatta açılan bu yeni sayfa ile, kendine daha çok soru sormaya başlıyorsun. Organizasyonel bir amaç olmadan, kendi inisiyatifin ile ve kendin için olan yaşamı kucaklıyorsun. Keşke bu genç yaşlarda da olsa, insanlar emekli olduktan sonra istedikleri gibi yaşamak için daha az enerjiye sahip oluyor.

Sahip olduğumuz değerlerin farkındalığıyla, sevdiklerimizle daha çok birlikte olmak lazım. Anlara sarılarak verilen ömür hediyesini sürdürmekteyiz. Bu anlar, değerlerimizin hayat bulmuş halleridir. Düşünce bulutlarını aralamanın en iyi yolu harekettir. Bazen içinden, bazen dışından. Her fırsatta onları kucaklamak, dilin çözülerek anlatmak, kapılarından içeri beklemedikleri zamanda anahtarınla girmek, tüm sevdiklerini bir mekana toplayıp onları sarmak, kucaklamak ve gözlerindeki mutluluğu izlemek, bir müzik açıp dans etmek, bir peruk takıp taklit yapmak, alışmadıkları zaman mesaj atıp “iyi geceler/günaydın ya da afiyet olsun” demek, ya da sesini değiştirip yenimahalle’deki ermeni komşu gibi konuşmak, doktora birlikte gitmek, heyecanlandığında sakinleştirmek, biraz gezelim deyip üç saat dolaşmak, seni aradığında ilk çalışta telefonu açmak  hala mümkün. Üç kat mutlu oluyor insan onların sesini duyduğu, onları mutlu ettiği zaman.

annem ve babam için,

Sevgiyle

 

Miras Çocukluk

80’li yılların X kuşağı çocuklarının bugünkü 80 sonrası Y ve 2000 sonrası Milenyum çağı çocuklarından en belirgin farkı hiçbir bilginin ellerinin uzandığı noktada olmamış olmasıdır. Elbette  her kuşağın içine doğduğu koşullar farklıdır. Teknolojinin gelişimine tanık olan 80 öncesi kuşak, bakış açısı olarak ise hazır bir tepside sunulan şeylere pek kıymet vermez, kendi yine de mücadele etmeyi tercih eder.  Elbette yeni kuşaklar daha hızlı ve daha karmaşık, tek tuşla herşeye ulaşabildikleri bir dünyanın içine doğmuşlardır. Bu onların uyum gösterdiği çağdır.

Çocukken bir gece yarısı Ankara Bahçelievler’de bulunan evimizin karşısındaki askeri bölgeden gelen helikopter sesleri ile uyanmıştım.  Niye bu kadar çok ses olduğunu sorduğumda “ihtilal oldu kızım, sen yat” demişlerdi.  Gidip yatmıştım ben de ama içimi merak kemirmeye başlamıştı. Uyuyamamıştım. Ertesi gün duyduğum “ihtilal” kelimesinin ne anlama geldiğini araştırıyordum. Uzun süre cevap alamadım. Sonra anladım ki, hayatımız artık her açıdan eskisinden çok farklı olacaktı.

Ah bir internet olsaydı da arama motoruna “ihtilal” yazıp araştırabilseydim!

Ertesi günlerden bir gün okuluma yürürken bir adamın beni takip ettiğini hissettim. Adımlarım hızlandıkça hızlandı, adam gittikçe yaklaşıyordu. Sonra okula kadar koştum. Kimdi, neydi, şaka mıydı, ciddi miydi, kimdendi, kimlerdendi bilmiyordum. Takip edildiğim hissine kapılıp feryat figan öğretmenimin yanına kadar koşturduğum gün öğretmenime derdimi anlatmaya çalışırken yüzümde patlayan tokatla irkilmiştim.  Galiba bana da ihtilal olmuştu.. Sanırım bu nedenle ortaokulda ve lisede birçok arkadaşım dayak yediğinde hep o gün hissettiklerimi hissettim. Korkak ve çaresiz, sinmiş..

Ah Ah! Bugün hangi anne baba ister çocuğuna vurulsun, çocuğu da sussun..

Yaşadığımız dönemi, içinde bulunduğumuz gergin ortamı kimse bize bile uygun dille anlatmıyordu. Bir süre sonra sebepsiz yere midem bulanmaya başlamış, sık sık kusar olmuştum. Bu beni hem çok yalnız hem de korkak yapmıştı. Ecelime susamış olmalıyım, canım öğretmenim bu gidişe de bir son vermişti nazik elleriyle.  Anlayamamıştım yüzümdeki patlamayı yine. Soramamıştım da “neden” diye.  Çocuktuk zaten ne anlayacaktık. Yıllar sonra bir doktordan öğrendim , mide bulantılarının %90’ı psikolojikmiş…  Aklım, sürekli sormak isteyip soramadığım sorularla doluydu ve anlamam gerekiyordu.. Yaşım küçük olabilirdi ama benim de sorularım vardı hayata dair. Ben de bir küçük insandım.

Bugün anne karnındayken bile bebeğin gelişimi için konuşuyor, müzik dinletiyoruz. Küçücük çocukların karşımıza geçip sordukları büyük sorulara mantıklı cevaplar veriyoruz. Çocuklarımıza vurmuyoruz, vurulmasına karşı çıkıyoruz. 

  • Tanımak değerlendirmenin birinci
  • Dinlemek değerlendirmenin ikinci
  • Anlamak değerlendirmenin üçüncü
  • Soru sormak ve karşımızdaki kişinin çözümü bulmasına yardım etmek değerlendirmenin dördüncü basamağıdır.

Nitekim küçük yaşlarda başlıyor bu yolculuğumuz., hayatın içine bir dolu soruyla doğuyoruz. Karşılaştığımız otorite sürekli değişiyor. Küçük yaşlarda anne baba ve öğretmen etkin otorite figürüyken, büyüdükçe grup lideri, takım koçu, yönetici, patron otoritesi ile karşılaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz coğrafyanın yerel ve genel otoriteleri ile karşılaşıyoruz. Dış dünyanın otoritesi ile karşılaşıyor, bugün iş hayatlarımızı dış dünyanın etkilerine göre şekillendiriyoruz. Ve hepimiz  otoriteye karşı davranış geliştirmeyi küçük yaşlarda öğreniyoruz.

Otoriteye çocuğun-bireyin nasıl baktığı ve nasıl bir davranış geliştireceğine karar vermesi bu açıdan dikkate değer derecede önem taşıyor. Otorite figürünün bireyi tanımayan, anlamayan, dinlemeyen ve bireyin davranışlarına karşı öfke gösteren bir figür olması kadar otoritenin bir arama motoru veya seçilmiş bir sanal arkadaş olması da bir o kadar sakıncalı.

Her bir birey, çocukluk yıllarında otoriteye karşı durmayı ve otoriteye karşı başetme yollarını geliştirir.

Etkili ilişkilerde otorite ya da lider kişi diyelim, işlerindeki verimliliği düşündüğü kadar bu verimliliği sağlayabilmek için rehberlik etmesinin gerekliliğini de düşünür. Örneğin, sadece öğrencilerinin sınav derecelerini değil onların sorunlarını tanıyan, onları dinleyen , anlayan ve yol gösteren bir öğretmen gibi. Eğer rehber olursa , sonuçları değiştirebilir. Eğer lider olursa, sonuçları değiştirebilir.

Her lider bir rehber, bir yol göstericidir ve liderler sonuçları değiştirebilirler.

Çocukluğumuzda kullandığımız ve hatta hala kullanmaya devam ettiğimiz davranışlar vardır. Mesela “karşı çıkma” davranışı ile haklı olduğumuzu kanıtlamaya çalışırız. Zaten çatışma dediğimiz kavram tam burada ortaya çıkar, birisinin size “Haksızsın” demesiyle !

Veya duygularımızı saklar, kamuflaj yaratırız. Samimiyetsizlik çocukken çabuk kamufle olur, birkaç kez arkadaşsız kalırız sonra oyuna katılabilmek için tekrar çaba sarfederiz. Yalancıları alaya alır, kızar veya kaçarız. Büyüyünceye kadar ebeveyn ve öğretmenlerimizin otoritesine karşı geliştirdiğimiz başetme davranışları -etkili veya etkisiz – olur.   Neticede; öfke gösterilmiş bir çocuk grup liderini dışlamayı benimserse büyüdüğünde aynı davranışı bağlı olduğu yöneticisi onu uyardığında da gösterir. Küçük yaşlarda seçmiş olduğumuz başetme davranışlarımızı yetişkin olduğumuzda da otoriteye karşı kullanırız. İç çocuğumuz bizimle yaşamaya devam eder bir ömür boyu..

Aynı bir öğretmen gibi, her lider de birlikte çalıştığı kişilerin  iç çocuklarını miras alır.

Bugün yeni nesillere rehberlik etmeli ve onlara “bizim zamanımızda.. ” diye başlayan konuşmalar yapmaktansa onları tanımaya, anlamaya ve dinlemeye zaman ayırmalıyız. Her neslin içine doğduğu koşullar farklı olsa da birbirimize göstereceğimiz saygı değişmemektedir.

*

Sevgiler

*

Kaynak: Dr.Thomas Gordon – ELE