İkilemler

Pablo Picasso

İnsanlar ikilemler yaşarlar. Yaşam, hiçbir zaman bize “en iyi seçimi” hediye etmez. Bu seçimi biz yaparız. İkilemi çözer, en iyiyi kendimiz için biz buluruz. Bazen talihsiz olduğumuzu düşünür, bazen cesaretsiz ve bazen de kararsız kalırız. Seçim yapmak bir “an” dır. Birçok bileşenin bir araya geldiği o an, ya hemen karar veririz ya da içimize sinmeyen bir şeylerden ötürü erteleriz. Çok ertelemeye gelmeyen ya da çok acele etmenin de bir faydası olmadığı yaşam dünyasında tüm bilgilerin ötesinde içimizin sesi her zaman galip gelir. Seçimlerimiz bizi biz yapan değerlerdir. Kararlarımızı duygularımızı dikkate alarak veririz, sonuçlarını düşünerek ve belki de en önemlisi vereceğimiz karar sonrasındaki süreci önemseriz. Kararlarımızı duygularımız olmadan veriyor olsaydık, tüm strateji ve planları mekanik olarak uygulamanın kime hizmet edeceğini bilemezdik. O halde çok basit bir kaç soruyu kendimize soralım: “Ne için yapıyorum?”, “Neden”, “Bu yaptıklarım kime hizmet ediyor”, “Kimi etkilemek istiyorum”, “Kimden destek almak istiyorum?

Çalışma hayatında, bugün, açık ve net tanımlanmış performans ölçütleri bulunuyor. Bir kişinin, bir ekibin başarısını performans ölçütlerine göre değerlendiriyoruz. Ticari odaktan, planlamadan, yaratıcılıktan, hedef odaklılığa ve problem çözmeye dek birçok performans ölçütümüz var. Aslında yetkinlik adını veriyoruz bu ölçütlere. Bugün çoğu büyük ölçekli kurum, belirlediği vizyon ve misyon çerçevesinde personelinin bu kavramlar üzerinde gelişmesini öngörüyor. Yetkinlik, doğuştan gelen özelliklerimiz ile sonradan kazanılan becerilerimizin bileşkesidir.

Özel yaşamında, bir gün bile vezneden fatura ödememiş olan Ahmet, bugün 1milyon Euro’Luk  ciroya sahip şirketin kurumsal satış direktörüdür. Yeni baba olan Ahmet, Harvard’lıdır ve evinin doğalgazı otomatik ödemedeki bir sorundan dolayı kesilmiştir. Ahmet ne yapar?

Eğitimi ve başarılı iş geçmişiyle itibar sahibi ancak yalnız kalmaktan korkan Seda’nın, şirketteki bölümü stratejik bir kararla kapatılmış ve tüm ekibi başka bölümlere dağılmıştır. Seda, geri göreve gelmiştir ve bu durum onu iyice yalnızlaştırmaktadır. Seda ne yapar?

Yardımseverliği ve dürüstlüğü ile tanınan, sosyal olarak çevresiyle iyi ilişkiler kuran bir yönetici olan Akil, şirketinin politikası gereği yalan söylemek zorunda kalsa ne yapar?

Her şeyden şikayet eden Cem,  tedavi gerektiren ciddi bir hastalığı olduğunu öğrendiğinde ne yapar?

Bir karar verirler… Değil mi?

Ahmet, muhtemelen bu problemin suçlusunu arar ve en çabuk, en etkili şekilde doğalgazı tekrar açtırır. Ne sıkıştıysa.. Hayatındaki sorunu hızla çözer…

Seda, tek başına çalışmaya alışmaya çalışsa da bu durum onu üzmektedir ve yeni bir iş arayışına başlar. Kalabalık bir organizasyonda ekip yöneteceği bir iştir aradığı.

Akil, yalanını bir süre sürdürür sonra çevresiyle iyi ilişkiler içinde olamamak yüzünden durumu yüzüne gözüne bulaştırır.

Peki ya Cem? O da tedavi olmaya başlar!

Neysek O’yuz neticede, ancak bir fırsat çıkarsa karşımıza ve biz o fırsatı görmek “istersek” değişebiliriz.

Ahmet, belki de ailesinin sayesinde rahat ve başarılı bir iş yaşamı olduğunu fark eder. Doğalgaz açılıp kapanır, kapanıp açılır. Belki bu bir işarettir, esas fark edilesi belki de hayatındaki her şeyin otomatik hallolmayacağıdır.

Seda, belki de tek başına çalışmayı öğrenmek bir fırsattır diye düşünebilir. Bu güne kadar hiç denememiş olmaktan dolayı korkaktır ama cesaret gösterebilir. Belki de geceleri karanlıkla barışmaya da başlar, kim bilir?

Akil, yapamayacağı şeylerin altına imza atmamaya karar verir bundan sonra. Hayır demeyi öğrenmesi için bir fırsattır belki de, işine mal olabilir ama gelecekte kendini daha mutlu hissedeceği bir çalışma ortamında çalışmayacağını kim bilebilir?

Cem, tedavi olmaya başlarsa da yine her şeyden şikayet etmeye devam eder. Kısacası, bu durumdan hiçbir şey öğrenemeyecektir. Fırsatın kendisi belki de tedavi gerektiren bir hastalığa sahip olmaktır. Gerçekleri görebilmek ve hayata tutunabilmek için.

Hayatlarımızda her birimizin farklı sorunları var. Fırsatları öngörebilmeyi, riskleri taşıyabilmeyi ve zorlukları aşabilmeyi istiyoruz. Sadece kendimiz için değil, hayatlarımızdaki insanlar için de. Aslında seçim yapmadan önce bir fırsatla karşılaşıyoruz. Seçimimiz hangi yönde yaparsak o yönde karar alıyor ve bağlanıyoruz.

Ya bir engeli aşıyoruz ya da durumu koruyoruz.

Farkındalık

Edvard Munch

Kurumsal gelişim projelerinde danışman olarak yürüttüğüm eğitim  ve insan kaynakları çalışmalarında  on beş yirmi kişilik gruplarla çalışırken, lider özellikleri taşıyan kişileri gözümle kısa bir sürede seçerim. Algıdaki hassasiyetim, tüm kişilere göre daha farkındalık sahibi olmalarıdır. Farkındalık belki ikiye ayrılabilir. Kurumla ve kendileriyle ilgili olarak.

Bu lider özellikli kişiler, kurumla ilgili farkındalıklarını genellikle şirket kurallarına uyumlu davranarak ve aldıkları hizmet için kurum adına teşekkür eder gibi gelerek gösterirler. Bu çalışmanın kurum tarafından talep edilen mecburi bir eylem olduğu kanısında değildirler. Sanki bu gelişim fırsatı kendilerine değil, temsil ettikleri amaca hizmet etmektedir. (Bu yaklaşımları ekip üzerinde de etkili olur) Bir danışman olarak amacınız, kimseye zorla bir şeyi benimsetmek olamaz. İnandırmanız esastır. Ancak, içeride inanan bir kişi ile karşılaşırsanız onun farkındalık sahibi olduğunu ve ekibini etkileyeceğini anlayabilirsiniz.

Bireysel özellikleri bakımından baktığınızda, farkındalık sahibi olarak gördüğünüz kişiler sebep sonuç ilişkilerini yorumlarlar. Burada bulunma ihtiyaçlarını, sonuçta elde edecekleri faydayı düşünerek kendilerini daha samimi ifade ederler. Açık davranırlar, soru sorarlar ve başkalarını da bu konunun içine katarlar. Bir de ne olursa olsun, iş memnuniyetsizliklerini dile getirmek için bu tarz ortamları fırsat olarak gören kişiler vardır ki herkes “evet” derken onlar hep “hayır” derler. Genellikle hep bardağın boş olan yarısını dile getirirler. Zaman kaybından, işleri ile aksaklıklardan rahatsızdırlar. İçlerini dökecekleri bir fırsat olarak görürler çalışmamızı. Eğer ekibin içinde kendilerine taraftar bulurlarsa diğer katılımcıları da olumsuz etkilerler.

Kişinin ihtiyacına yönelik farkındalık önemlidir. Kimi hazır cevaplar bekler, kimi alacağı bilgiyi nasıl kullanabileceğini düşünür, kimi sadece şirketi istediği için, kimi içini dökmek için, kimi de vaktini hoş geçirmek ister. Günün sonunda eğer ufacık bir farkındalık sağlıyorlarsa bu bir aşamadır, gelişim doğrultusunda atılmış bir adımdır. Her birey, kendine göre gelişim fırsatları çıkarabilir.

Sonuç olarak, her birimizin farklı ihtiyaçları var. Karşımıza çıkan olayları kendimiz seçme şansına sahip olamıyoruz genellikle. Ancak bu olayları fırsatlara dönüştürebilmek elimizde.  Belki de değişim için ihtiyacımız olan bu fırsatlardır, bu fırsatlarla riskleri daha güçlü taşıyabiliriz ve zorlukları aşabiliriz. Sadece kendimiz için değil, hayatlarımızdaki insanlar için de. Aslında seçimlerimizi yaparken  karşımıza çıkan olaylara bakış açımız rol oynuyor. Eğer olayları, değişim ve gelişim için fırsat olarak görürsek ve seçimlerimizi bu yönde yaparsak seçimlerimize bağlanıyoruz. Kararlarımızı da seçimlerimiz oluşturuyor.

Ya bir engeli aşıyoruz ya da durumu koruyoruz.