Engellere Rağmen – Rem Dans

VB1Çalan telefon üniversite yıllarımdan bu yana arkadaşım Tuğçe’dendi. Rem Dans’ın gösteri tarihini haber veriyor, mutlaka gelmem gerektiğini yineliyordu. O kadar zor ki gitmem, aynı gün İstanbul’un bir diğer ucunda yurt dışından gelecek misafirlerimle çok önemli bir toplantım var. Yahu her şey aynı güne mi denk gelir diye hayıflanıyorum. Onları da al gel diyor.. Duralıyorum. Neden olmasın? Elini altına koyduğu taş o kadar ağır ki, benim ona verebileceğim hiç bir desteğin yeterli gelmeyeceğini düşünüyorum. O her ne kadar benim “onca işimin” arasında bir de kendisiyle ilgilendiğimi düşünüp mahçup hissetse de, onun o zarif ruhu beni onun için daha çok gayret sarf etmeye itiyor. Hemen bir kaç arkadaşımı arıyor, Rem projesinin dosyasını Tuğçe’den isteyerek haber değeri taşıyan bir konunun dikkate alınmasını istiyorum. Tuğçe Tuna, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Çağdaş Dans Ana Sanat Dalı Başkan Yardımcısı ve Avrupa’da isim yapmış bir sanatçı ve akademisyen. Hem Doçent, hem de bir girişimci. Yurt dışına göç etmek yerine ülkesinde kalmaya karar vermiş bir kişi. Rem Dans, kurucusu, yaratıcısı ve işçisi olduğu dans topluluğu. Rem Dans’ın “Farklı bedenlerle dans” projesinde amaç; Farklı fiziksel özellikleri olan kişilerle, bedenin düşünsel, duyusal ve plastik yapısına odaklanmak. Proje, bedenlerimize dürüst bir algı ile yaklaşmayı hedefliyor. En etkili iletişim dilimiz olan bedenimizin, %60 gibi bir oranı var sözlere, seslere göre. Eğer kalıplardan uzaklaşmayı amaçlıyorsak, bu iletişim dilimize ve bedenimize yansıyor. Tersine düşünelim; fiziksel engellere sahip kişiler de kalıplarından  uzaklaşarak ifadelerini yönlendirebilme biçimlerini yansıtamaz mı? DSC03954Rem Dans, bedeni; ‘yaşanılan, kişinin kendi politikasını sürdürdüğü sahip olunan tek gerçek alan’ olarak değerlendiriyor. 2001 yılından beri farklı fiziksel özelliklere sahip kişilerle birlikte ‘Farklı Bedenlerle Dans’ projesini yürütüyor. Düzenli atölye çalışmaları ve gösteriler gerçekleştiriyor. RemDans, 17 Mayıs 2015’te Caddebostan Kültür Merkezi’nde saat 20:00′de tekrar sahne alacak. 50 dakika boyunca bizleri engelsiz bir dünyaya götürecek, düşündürecek. fbdmay2013Projeyi destekleyecek bir sponsor arayışındayız, desteklenirse ve belki de bir firma olarak projeye sahiplenilirse “Sosyal Sorumluluk Projesi “olarak  “engellere rağmen” ideolojisini yaratacağız. Dans etmesem de projenin içindeyim, kim bilir belki ben de dans edebilirim sahnede bir gün:) Herkes dans edebilir… Güzel bir hafta ve desteklerinizi dilerim, Candan

Bir Oyun ve İzlenimler

Yetkin Dikinciler
Bülent Emin Yarar

Profesyonel adlı oyun İstanbul Devlet Tiyatrolarında kapalı gişe oynuyor. İlk seyrettiğimde balkondan izlemiştim. Sahneye odaklanmak için gayret gösterirken arada gözlerim oyunu izleyen genç seyirciye takılıyordu. Oyun bir buçuk saat sürüyor ve tek perde. Seyirci profilinde yaş dağılımı 20-70 diyebilirim. Ancak yoğunluğa baktığımızda %50 genç seyircinin varlığı gözden kaçmıyor.

Ben genellikle oyuna konsantre olurum ama baktığım açıdan seyirciler de oyun kadar etkileyiciydi. Koltuklarında herhangi bir gevşeme emaresi olmadan dimdik oturan, sahneye anında karşılık veren, oyunun iç müziğine kendini kaptıran ve  elleri koparcasına alkışlayan bir seyirciyi izlemek çok keyifliydi. Aynı kitle, oyun çıkışında tebrik etmek için birbirleriyle yarışıyordu. Bir Cuma akşamında beklediğimin ötesinde bir heyecan ve mutlulukla döndüm evime.

İki hafta sonra, bu sinerjiyi yaratan oyunu tekrar izlemeye karar verdim. Acaba o güne yönelik bir seyirci miydi, yoksa bu çalışmanın arkasında nasıl bir olgu vardı ki insanlara ışık saçıyordu?

Aynı oyuna ikinci kere gittiğimde bana torpil yaptılar, en önden seyrettim! Nitekim, bu sayede oyunu çok daha iyi duyumsayabildim. Oyun sonunda kopan alkışlarla bu sefer arkama dönüp baktığımda tüm salonun ayakta olduğu gerçeği ile karşılaştım. Coşkuyla ben de fırladım ayağa.

Tiyatro, hayatın aynası denir değil mi? Aslında tiyatro hayatın kendisi, üstelik hayatı motive eden bir güç. Sahnedekilerin ve seyircilerin karşılıklı yarattığı sinerji. Yazar da yönetmen de tasarımcı da sahnede oyuncularla birlikte. Sanatları bir araya topluyor tiyatro, içinde yaşamın kendisi. Felsefesi,  bilimi, tarihi, siyaseti ile güldüren ve düşündüren sevgili tiyatro.

Oyunda entellektüel bir yazar, politik ve siyasi düzeni temsil ediyor. Geçmişte söylev veren, karşıt görüşlü, sisteme baş kaldıran bir çizgideyken bugünün hiyerarşisi içinde yer alan ve bugünkü konumunu önemseyen bir karakter bu yazar. Kendinden memnun, konumundan memnun.  Yazarı  ziyarete gelen sürpriz misafir ile yazarın geçmişine yolculuk başlıyor. Yer yer komedi unsuru ile yer yer de dramatik çizgisi ile bu hikayede yazarın geçmişi ile hesaplaşmasını sağlayan insani değerlerini sorguluyoruz hep birlikte.

Bir gün karşınıza hiç tanımadığınız biri ansızın  çıkıp size kendinizle ilgili unuttuklarınızı anlatsa ne yapardınız?

“Profesyonel” oyunun yazarı, Dusan Kovacevic (Yer altı filmi, senaryo yazarı olarak da hatırlanabilir, Emir Kustarica-1995) bu oyunu 1990 yılında yazmış. Ayrıca oyun filme de çekilmiş ve İstanbul Film Festivalinde “Jüri Özel Ödülü” almış (2004). Oyunu Işıl Kasapoğlu yönetmiş,  metni ve oyuncuları bu dünyanın içinde yaşatıyor, düşünceleri ve duyguları bir senfonik eser gibi bir yükseltiyor, bir indiriyor ve (crescendo/decrescendo) metin, yönetmen ve oyunculuk üç boyutlu bir etki yaratıyor.

Evimize doğru giderken 4.boyutu da bizim seyirci olarak kattığımızı fark ediyoruz. Çünkü hangi dönemde yazılırsa yazılsın oyun bugüne getiriyor bizleri. Bizlere kendimizi sorgulatıyor.

Yazar rolünde Yetkin Dikinciler, emekli polis rolünde Bülent Emin Yarar seyirciye beklediğinden fazlasını sunuyorlar. Oyuncunun metne hakimiyeti elbette çok önemli. Ancak metne hakim olmak sadece bir aşama. İçtenlikle ancak son derece yüksek bir kondisyonda oynadıkları rollerinde teknik yetkinlikleri tartışılmaz. Oyuncu olarak rollerini benimseyişlerine tanık oluyoruz. Oyun bitiminde genç seyircinin tebrik heyecanına verdikleri samimi karşılığa görüyoruz. Her birimizin içinde titreşim yaratabilmek için gereken en önemli güç içtenlik olsa gerek.

*

İçtenlik…

Oysa mış gibi yapmayı çok severiz biz;

İsteksizce yaptığımız her iş

Sevmeden sarıldığımız her insan

Anlamadan okuduğumuz her yazı

İnanmadan savunduğumuz her ülkü

Üretmeden sahip olduğumuz her değer

İçselleştiremediklerimizin kanıtıdır aslında

Kim anlar?

Herkesi aldatabiliriz ama

Kendimizi asla!

*

Yaşam oyununda hepimiz gerçek rollere bürünüyoruz.  Sahne hayatın kendisi ve Shakespeare’in dediği gibi hepimiz ancak birer oyuncuyuz. Zaman zaman oyundayız, zaman zaman da oyun dışındayız.  Her perdesinde hayatın, kim olduğumuzu ve ne söyleyeceğimizi, nasıl davranacağımızı yaşarken öğrendiğimiz bir oyun bu.  Bol paçaların içinde iki büklüm, elimizde bastonla da kalsak hayat oyununda bir çocuk enerjisiyle sevgi saçabiliriz. Kendi gerçeklerimizi kabul ediyorsak, tüm  karmaşıklıklara rağmen sadelik, esneklik ve olumlulukla yaklaşabiliyorsak kimseyi aldatamayız.

Kimliklerimizin iki yüzü vardır, biri içerden biri de dışarıdan görünen yüzlerdir. Dışardan görünen yüz, insanların bizi nasıl algıladıkları ile ilgilidir. İçerden görünen yüz ise bizim kendimizi nasıl algıladığımız ile ilgilidir.  Bu iki yüz, barış içinde olursa o zaman söylediğimiz ve yaptığımız bir olur.

Olmazsa hayat çekilmez olur hem kendimize hem başkalarına.  Samimiyetsiz olur. Aldatırız.