Climate of Stress

Öne Çıkan

Interestingly, my life is around the objectives of enjoyment of motorcycles. My daughter is well enough to ride her second one in last two years which I suppose she is also eager to trade on it. Freezingly I may say, may be shaking, losing quality of sleep and a habit of wondering all the time, I ended up as a stressed person. This was an interesting paradox to discover for me as I was giving out stress management techniques and trainings to people. A paradox of “teaching stress management” and “having stress”

After 2 years I started to learn the climate of being a mom of a motorcyclist daughter in a volatile, uncertain, complex world with ambiguity. Neither I changed nor she, but we learned from each other: how to cope with the loved one “enjoying what she does” and the loved one “cares so much”

Today, after a while I find myself interested in watching, observing, supporting and caring motorcyclists all around. This interests helps me overcome my stress. Of course I am using an application to see my daughter’s location still but it is as it is ha?

The moral of the situation is, you cannot control everything. Even a bit. You only can control yourself.

Thanks to Stephen Covey about the “circles of impact”, though without this I could hardly manage my stress.

We are under stress all the time. There I found two dimensions:

*Do we want to manage our stress well?

*Are we calm?

So, lets take me for example: If I took no initiative to understand, do not accept this challenge from my daughter and I do not wish her to have her enthusiasm. This would not change the situation. Isnt it? She would either ride that…

It was actually awkwardly hard to take the initiative to understand, accept the challenge and grab her enthusiasm. I thought and thought a lot, still do, to be aware of the situations and uncontrolled events that might happen. But thats life and courage after all and more I learn, more I can handle to manage my stress because I become calmer and relaxed (average)

I should have told at the first sentences that I was afraid of the motorcyles and now I am not…

With love

Ca

Beat stress at work

Change is an indispensible part of our lives that forces us to deal with the Notion of uncertainty. We react differently to change in order to maintain our emotional balance and productivity. We are human after all and our emotions inside have certain logic and cause and effect relation. However stress is the most important outcome that change brings into existence in our bodies.

Even though being aware of our emotions and referring to them is a healthy approach, not being able to manage our emotions in the times of stress results us to be overwhelmed with stress. Stress is a reaction that our bodies take to the environment, change and events on life. Stress causes a lot more diseases than modern medicine encounters. And we still keep on embracing it instead of beating it, even though we know stress is bad for health. Everybody has a limit. Not everyone tolerates the stress same way.

In business world, stress experienced by the work force effects both individual and team and organisations productivity extremely negative. If the employees are stressful, they tend to behave more different compared to normal circumstances. When stressful, we behave in a way where others have difficulty to understand. This behaviour reflects upon all our relationship and to the organisation like a virus. When stress fades if we can question ourselves, we may try to mend the broken pieces. Or we may choose to cut off communication and withdraw.

It is our responsibility as HR professionals and managers at organisations to deal with people who had problems in labour relations and stress behaviour at organisation, to coach them to a healthier psychology and mend the broken relationships. In the act of decreasing productivity, unavoidable course of events we may have to give a warning and/or disqualify individual for their negative behaviours.

It is possible to foresee these situations by making analysis regarding coping with stress. Let’s take a look at a management team that works together.

DefneElif (B) is at the “Stressed Achievement” quadrant. Her development area is to be in the “Poised Achievement” quadrant. Elif is recipient to stress but even though she is taken with stress she can perform. Most important factor in her performance is Elif’s tolerating pressure trait score is high. In brief if Elif doesn’t have a challenging target, she can mess around do other things until the deadline. Only when deadline approaches she can have a dominant energy to meet the target in a flash. But when she is bored with oppression, she can feel tired, would like to pull away, leave unfinished business. Properly speaking, Elif’s high score in not only “Tolerance to Pressure” but “Managing Stress Successfully” and “Ease” demonstrates she can do “Stress Management” successfully. As we know we cannot give Elif the entire responsibility expecting her to do the job somehow. She has a development area in “Balanced Success”.

Everyone is different from one another. If you take into account that each employee can react totally different under stress and fight back the stress, this can help you with better management.

My next article will be about personal stress areas.

Personal Note: I would like to thank Defne Akman for the translation of this essay.

With Love,

Candan

 

Meanwhile:

Within this study, can you tell me about a stress you experienced at work? You can e-mail me, your inquiries will be treated anonymously. I will respond and assess each incident in its own right, anonymously here.

İş yaşamında stresi önlemek

– inceleme-

Günümüzde değişim yaşamlarımızın vazgeçilmez bir değeri, bizleri belirsizlik kavramıyla baş etmeye zorluyor. Duygusal dengemizi ve verimliliğimizi koruyabilmek için her birimiz değişime karşı farklı tepkiler veriyoruz. Sonuçta insanız, duygu kütlesiyiz ve tüm duygularımızın da belli bir mantığı, sebep-sonuç ilişkisi var içimizde. Ancak değişimin, kütlelerimizde yarattığı en önemli sonuç da stres. Duygularımızın farkında olmak ve duygularımıza başvurmak sağlıklı bir yol olmasına rağmen, stresli zamanlarda duyguları yönetememek, strese yenik düşmemize neden oluyor. Vücudumuzun çevreye, değişime ve yaşamdaki olaylara verdiği tepkidir stres. Modern tıbbın karşılaştığı durumlardan çok daha fazla rahatsızlığa neden olmaktadır ve bizler, maalesef sağlığımıza zararlı olduğunu bildiğimiz halde stresi önlemeye çalışmaktansa, stresi kucaklamaya devam etmekteyiz. Herkesin bir sınırı vardır. Herkesin strese karşı toleransı aynı değildir. Herkesin yogurt yemesinin farklı olduğu gibi, farklı davranırız.

İş dünyasında , iş gücünün yaşadığı stres, hem bireyi, hem ekibi hem de organizasyonun verimliliğini son derece olumsuz etkiliyor. Çünkü; Çalışanlar stresliyse, sıklıkla normal koşullarda olduklarından daha farklı davranma eğilimi gösteriyorlar. Başkalarının anlamakta zorluk çektiği bir davranış gösteriyoruz stresliyken. Bu davranış, tüm ilişkilerimize ve organizasyona bir virus gibi yansıyor. Stresimiz geçtiğinde kendimizi sorgulayabilirsek eğer; Yol açtığımız tatsızlıklardan dolayı rahatsız olup, yıkılan köprüleri tamir etmeye çalışabiliyoruz. Ya da tamamen iletişimi keserek uzaklaşmayı, içimize kapanmayı seçebiliyoruz.

Çalışma ilişkileri ve organizasyonda davranış alanında stres altında sorun yaşamış kişilerle ilgilenmek, bu kişileri daha sağlıklı bir psikolojiye taşımak ve zedelenmiş ilişkileri onarmak, organizasyonlardaki yöneticilere ve insan kaynakları profesyonelleri olarak bizlere düşüyor. Organizasyonun verimliliğini düşürücü, önlenemeyen bir gidişat halinde ise uyarı vermek zorunda kalabiliyor ya da yapıcı olmayan davranışlardan dolayı bireyleri oyun dışı bırakabiliyoruz.

Stres ile başa çıkma konusunda analiz yaparak, bu durumları ön görebilmemiz mümkün. Aşağıda birlikte çalışan bir yönetim ekibini inceleyelim.

Ekip Stres – Alan Paradoks Grafiği

Ekip Grafik - Stres

Elif (Grafikte B) , “Stresli Başarı” kadranında duruyor. Kendisinin gelişim alanı, “Dengeli Başarı” kadranında olmak. Elif, strese karşı duyarlı ancak strese kapılsa bile performans gösterebiliyor. Performans gösterebilmesindeki en önemli etken, Elif’in “baskıyı tolere edebilme” özellik skorunun yüksek olması. Özetle Elif’I zorlayan bir hedefi yoksa, bir projenin son teslim tarihi gelene kadar oyalanarak başka işler yapabilir. Ancak, teslim tarihi çanları çalınca birdenbire hedefe ulaşmak için baskın bir enerji taşıyabilir. Ama Elif baskıdan bunalınca, yorgun hissedebilir, uzaklaşmak isteyebilir, işi yarım bırakabilir. Gerçekte Elif’in sadece “Baskıya Tolerans” değil, aynı zamanda “Stresi Başarıyla Yönetebilme” ve “Rahatlık” alanlarında da yüksek skorlarda olması “Stres Yönetimini” başarıyla yapabileceğini gösterir. Şimdi biliyoruz ki Elif, nasıl olsa yapar diyerek kendisine tüm sorumluluğu veremeyiz. Kendisinin “Dengeli Başarı” için gelişim alanı bulunmaktadır.

Herkes birbirinden farklıdır. Her bir çalışanınızın da stres altında ne kadar farklı tepki verebileceğini, davranabileceğini göz önüne alır, önleme yoluna giderseniz, bu onları daha iyi yönetebilmenizi sağlayacaktır.

bölüm 1 sonu, bir sonraki bölümde kişisel stres alanlarından bahsediyorum, takip ederseniz sevinirim

Şimdi ricam şu:

Bu inceleme kapsamında, isimsiz değerlendirmek üzere, iş ortamında yaşadığınız bir stresi bana buradaki iletişim formundan ve veya candanakkan@gmail.com adresine yazar mısınız? 

Her bir olayı, kendi içinde değerlendirerek, isim belirtmeden, buradan yanıtlayacağım.

Sevgiyle

Candan Akkan

Motivasyon

Öne Çıkan

img_3450Behramkale, Büyükhusun köyündeyiz. Bayram tatilinde geldik. Bayram hikaye, Dut teyze ise şahane! Dut teyze diye çağırıyorum onu. Asıl adı; Egeli Gülsüm, yetmiş yaşında ve ağaçlara tırmanıp meyve topluyor. Özellikle de bu mevsimde karadut. Gözlerinin içini görseniz; ışıl ışıl! Ona bakarken neden bilmiyorum, babaannem bakıyor gibi bana geçmişten. Hani o yaramaz haylaz, evden kaçıp sokakta misket oynadığı günlerden…

İlk günden sevdik birbirimizi.

Dut teyze ve kocası Rıfkı, taş evde yaşıyorlar. Rıfkı bey her sabah çıkıp hayvanları yemliyor, sonra kahvehaneye gidip pinekliyor gün batana kadar. Her gün bir telaş bir uğraş öğlene kadar günün naif yemeklerini bitirip sokağa atıyor kendini Dut. İlk durak genelde ağaçlar oluyor. Elbette konu komşuyla, olası tüm dedikodu da beraberinde ilerliyor ağaca doğru olan yolda Dut. Her gün nasıl da çok iş buluyor bu kadar inanılmaz. Acaip çalışkan. Bir gün bakıyorsun bahçede bir örtü üzerinde açmış bacaklarını ceviz ayıklıyor, bir gün zeytin, bir gün de baklava açıyor. Genellikle her gün eve dönerken elinde hep bir sepet ve içi meyve dolu oluyor.

Bayramını kutlamaya gittim. Telaşlandı biraz. Ortalık karışık belli ki ya da için için yabancılaşıyoruz bilmem ki. Bence sorun değildi, ağzım bir karış,  “Dut teyze biz geldik” diye bağırıyorum. “Amaniiiin, gil gil yıkarrı” … Sobaları var dışarda, taş ocakları var iç holde. Holün devamında çamaşır makinesi taşın üzerinde. Dönüyorsun küçük mavi tahta kapıların ardında rafsız kireç duvarlar. Buyur ediyor tekrar orada, elini öpüyorum. Salona geçiyoruz, ikinci el bir plazma televizyon varmış burada bozuk, dikkatimi çekiyor. Neyi var deyince, yayının çırpışıyormuş olduğunu öğreniyorum. Dut teyce daha ziyada evlilik programlarını seviyor ama izleyemiyor ayarı bozuk diye ve düzeltiyorum. Uğraşırken ben, yüzüne ciddiyet hakim oluyor ve tuhaf,  silme sessizlik. Yayın gelince, sevinciyle beraber sesi cıvıldıyor, “aha işte bu bu proğramm gıızımmm sağollasın” . Sonra da bayram ya, yemek yedirmeye uğraşıyor. Yahu tokum, seni görmeye geldim sadece! Zar zor itirazımı kabul ediyor ama gözüm sıra sıra raflardaki tencelereler ilişiyor yemek deyince. O kadar çok tencere var ki, kendi evimdeki kitaplar kadar neredeyse. Üstelik, bu tencerelerin içine çocuk girip banyo bile eder. Evinde olmama hem seviniyor hem de dünyasını beğenmeyeceğimi düşünüyor sanki. Hep yüzü yerleri arıyor. Muhtemelen, Dut teyze evinden çok sokaklarda olmayı seviyor çünkü. Sanki mahallenin muhtarı gibi, herşeyden haberdar olmayı ve o küçücük köyün dokusunu hissetmeye bayılıyor. Onun manzarası bu! Dedikodusuz bir günü geçmiyor belli. Öyle şiringari serseri bir suratı var ki, bir yaş yaşlanmamış on beşinden sanki. Bir de gelininden dinlemeli mutlaka, çatalkara gözlerini devirmesinden elimi tutup bırakmamasından ve kaçıp kaçıp bize gelmesinden belli; iki değil üç çocuğu var gelinin…

Aldığım bayramlık lavanta kolonyası ile bir de yazdım elimle paketlediğim sarı kuru kağıdın üzerine Gülsüm teyze yerine “Dut teyzeme” diye.. Resmi olarak Dut adını aldı kısacası… Baktım okuyacak mı? Okumazsa torunlar var nassısa diyecek dedim ama okuması da varmış. Dut teyze ismini duyunca gözlerinin içi güldü. Böylece, kendimce bayramını kutladım. İçtenlikle.

Geceleri üfüren pencereden gelen sese dayanıp yaslanıyorum yatağıma. Sabahları da hakikaten horozlarla beraber fırlıyorum yerimden. Gün gözüme doğuyor sanki. Köy bizden önce uyanıyor besbelli. Bir erken vakit yolda bir başka teyze görüyorum. Haldır dıldur otoyola doğru yürüyor. Teyze hastaneye gidiyormuş, yani bu şekilde beş kilometre daha yürüyecek. Dönüp arabayı alıyorum, yol boyu konuşuyoruz. Gelini, kaynatası ve çucukları gelmişeler. Bayram boyu yirinden kalkmamış gelini, saba öğlen akşşam hep yemek pirimiş canı cıkmış. Tansiyonu atmış kendinii gelemirmiş. Dün gece gitmişler, bu vakit erkencikten hastaneye koşormuş. Teyze hapçiklerle iyileşirmiş, ama evden de pek çıkmaz imiş. Gülsüm teyzeyi tanımazmış, başka komşularla da tanışmamışmış. Arkadaşı yokmuş pek göyde. Aynı köyde…

img_3415

Ertesi sabah bir baktım bir koca tabak taze karadut. Amanin. Kadın kalkmış 3 kat basamak tırmanmış, boş kaseyle geri gitmesine içim elvermiyor. Ama koyacak birşey yok, günlük yaşıyoruz. Merdivenleri ağır ağır inmeye başlarken yahu gel koluna gireyim demiş bulunuyorum. Gızıııııııım diye başlıyor; “Şimdi yardım etceyn sonra sen gitceyn ben ne etceym gızım, bırak ben inerim basamakları” diyerek koluna aldığı boş tabak çanağı, boş pet şişe ve streç film rulosuyla trabzana tutuna tutuna inip gidiyor.

Hay allahım kadına bak, “yardım etme bana” dedi ve doğru söylüyor!  Düşünüyorum, bugüne kadar yardım et teklifi gelmeden koşturduklarım, yardım et diyenler için koştuklarımı beşe katlar. Oysa ne iyi olurdu, birinin de çıkıp bana “yapma, ihtiyacım olunca söylerim. Ama olur mu, ben her zaman ihtiyaçları sezen ve yardım teklif eden oldum bugüne bugün. Hatta kendimi daha değerli hissettim yardım ettim diyerekten! Tam anlamıyla 43 sene 9 ay sonra kal geldi bugün bana!!!! “Hem sen yokken yanımda ben naparım” dedi yahu! Dut teyze özetle bana diyor ki; boş bunlar. Kendini boşa yorma.

Tam içeri girdim bulaşıkları topluyorum “canaaan canaan” diye bir ses. Bu sana dedi arkadaşım. Çıktım, teyze yüksek basamakları aynı hızla geri tırmanmış bana kendi yaptığı zeytinyağından da bir bidon getirmiş. “Bu en kalitesi” diyor ve dönüp inerken teşekkür ediyorum kendisine, onlarca öpücük göndererek sevgiyle.

Yerle bir olan motivasyonumu geri getirdiği için. İyi ki varsın Dut teyze…