Virüs kaç akıl?

Öne Çıkan

Virüs kaç akıl… yani… açıkçası zihni sinir bir yazı notumu buldum, bir yere yazmışım, bulunca önce ne zaman yazdığımı hatırlamaya çalıştım, sonra hangi zihin durumumla yazdığımı hatırlamaya çalıştım, sonra da bırak bu analitik çabalamaları koy gitsin dedim!

Bu virüs yaklaşık bir grammış. Bu 1 gram, yaklaşık 420 milyon ton insanı evine kapattı. Ozon tabakasını onardı. 1 milyar ton petrolü depolarda tuttu. 20 trilyon dolar kaynağı tüketti. 45 tane savaşı önledi. 100 milyon insanı işsiz bıraktı. Dünya üzerindeki toplam hava kirliliğinin %75’ini temizledi. Üretim ve tüketimi en alt seviyeye düşürdü, ülkelerin kapılarını kapattırdı ve bütün teknolojileri sarstı. Dünyanın gündemini değiştirdi, insanları eşit konuma soktu, sarstı, darmadağın etti.

Ve biz maalesef 1 gram bile akıllanamadık…

Paradoksal değil mi? Bazen çok az çok fazla olmuyor mu? (Less is more)

https://wordpress.com/block-editor/post/candanakkan.com/3669

Dipnot: Aziz Nesin’i saygıyla selamlatıyor bu haller.

Sevgiyle,

Ca

Bir Kapı Kapanırken

Öne Çıkan

fec3cdb3bff75824c6d4d2b909fd6edfKöyde, kralın bile kıskandığı yaşlı bir adam yaşarmış. Dillere destan beyaz bir atı varmış. Kral, bu at için neredeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at, bir at değildir. Benim için bir dosttur. İnsan dostunu hiç satar mı” demiş hep.

Bir sabah, at ortadan kaybolmuş. Köylü ihtiyarın başına üşüşmüş. “Seni ihtiyar bunak..Bu atı sana bırakmayacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var ne de atın” demişler. İhtiyar “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. Sadece “At kayıp” deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi yoksa bir şans mı bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez..”

Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler. Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler. “Babalık” demişler. “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.” İhtiyar adam “Yine karar vermek için acele ediyorsunuz” demiş. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?” Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden “İhtiyar sahiden gerzek” diye geçirmişler.

Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden genç adam, şimdi uzun zaman çalışamayacakmış. Köylüler yine gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir ve daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar ise “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş. “O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez”.

Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle, eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına pek imkan yokmuş. Giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler yine ihtiyara gelmişler. “Yine haklı çıktın” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.” “Ne olacağını kimse bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Hikayeyi anlatan Lao Tzu, şu nasihatle tamamlarmış: “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp, tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durma halidir. Karar verdiniz mi akıl düşünmeyi, dolayısıyla gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa yolculuk asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz”…