Bilinç

Yaşanmamış yaşamlar dünyadaki bütün kötülüklerin ve savaşların temelidir der Erich Fromm* ve Doğan Cüceloğlu, bir başarıdan bahseder, mesela; “Hepimiz öleceğiz” der, “ben yaşlanacağım doktora gideceğim ve bir gün diyecek ki bana doktor -hocam sizin kitapları çok seviyorum keşke elimden bir şey gelse ama üç ay ömrün kalmış helalleş” Helalleşiyorum, ve hatta gidiyorum kendime mezarlıktan bir yer alıyorum, mezar taşımı yazdırıyorum, ardından da şu soruyu soruyorum kendime: Ulan.. sen Silifke’de Mukaddem Mahallesi no 11 de doğdun, 11 çocuklu bir ailenin 11 numaralı çocuğusun, yaşadın ve üç ay sonra öleceksin. Ne yaşadın? Bu senin hayatın mıydı? Hakikaten yaşadım mı?

-İçimden geçiriyorum, diyorum ki “yok be..aklıma bile gelmedi, ben ömür boyunca başkalarının benden beklentilerini yerine getirmek için çabaladım, şimdi de ölüyorum! (Yaşanmamış Yaşam / Erich Fromm)

Oğul, bu tüm birikimim geleceğin için…

Bütün benliğiyle başkalarının ihtiyaçlarına destek vermeyi hedef edinen kişilerde, zaman zaman fedakarlık davranışını gözlemleriz. Fedakarlık, “feda etmekten” gelir, kendinden vazgeçmek ve feda etmek. Oğlum, senin için yemedim içmedim tüm birikimimi veriyorum, hepsi senin……………….” Baba ben nefes alamıyorum, sen ne diyorsun! “Kendinden çok başkalarını önemseme davranışı onurlu olduğu kadar risklidir, kendinden çok başkalarını önemseyen insan, başkalarının ondan beklentilerini yerine getirmek için çabalayıp dururken an gelip kimsenin kendisini umursamadığını sezgilerse, devran dönebilir ve kimseyi umursamayabilir. “Ben seni sildim”, “artık yoksun”, “defol” gibi ağır sözleri duyabiliriz kendilerinden.

Küçük Prens

Güncel konu ise; Bazı insanların kendilerini başkalarından daha çok önemseme eğiliminde olmalarıdır. Bu insanlara başkalarını önemsemeyi öğretmek deveye hendek atlatmaktan daha zordur. Hep önemsermiş gibi görünseler de kendilerini düşünmekten asla vazgeçmezler. Duygusal zeka gelişimini, narsisizm tedavisini beklemek için oldukça zengin bir vaktimizin olması gerekir ve bu kişilerin liderlik basamaklarını İnsan Kaynakları olarak planlarken çok düşünürüz ve yüksek öngörü ile yaklaşırız. Dışardan işe alım süreci ise kılı kırk yararız, değerlendirmelerde kişinin kişisel özellikleri ön plana çıkar:

  • İnsan Odaklılık isteriz
  • Kırıcılık istemeyiz
  • Baskınlık istemeyiz
  • Otoriterlikten kaçınırız
  • Dogmatiklik asla istemeyiz
  • Sözünü Sakınmama (İletişim) dikkat ederiz
  • Motivasyonsuz Para Talebi asla
  • Duyarsızlık asla

Bunlar bir lideri bir kuruma yerleştirirken dikkate alarak kaçındığımız özelliklerden bazılarıdır. Bu özelliklerden her hangi birini biraz bile gösterse, kişinin lider pozisyonuna gelmesi için engel olabilir. Yönetsel görevlere geldikleri zaman başkalarının ihtiyaçlarını ve isteklerini görmezden gelen insanlar, başkalarına yardım etmeyi küçüklük alarak görebilirler. Başkalarını kırabilirler, canlarının istediği gibi davranabilirler, korkuları olur ve bu korkularından dolayı sevk ve idarelerinde bulunan herkesi korku yöntemiyle hizaya getireblirler. Aynı şekilde bu denklem, başkalarından yardım almayı küçüklük olarak görmek olarak da söylenebilir.

Liderlik yaklaşımında, sizi takip eden insanlar bulunuyor ise ve siz küçük ya da büyük bir liderlik etme konumundaysanız, ekibinizden, insanlarınızdan ve halkınızdan gelen tepkileri dikkate alarak düşüncelerinizi süzgeçten geçirir bir bilinçte olmanız faydalı olur. Lider, “benim neye ihtiyacım var, ne yapayım o zaman” dediği noktada sadece kendi ihtiyaçlarına odaklanacaktır ve baskın (dominant/dikta) olmaya meğil edecektir.

Lider, “ben nasıl daha iyi bir lider olabilirim, dediği zaman, konu insanlardan geçecektir, insanlar, halk sizi takip etmeden ancak kendinizin lideri olabilirsiniz, ki bütün liderlikler böyle başlar : biz buna Farkındalık/ Self leadership diyoruz. Ama bu yöneten insanlar için sadece ilk adımdır. İnsanlara vizyon sunan, kararlarını paylaşan, onları anlayan, hizmet eden (servant leadership) ve kuralların uygulanmasını sağlayan yönlendirici lider yaklaşımı, bugün küresel olarak kabul edilmiş bir kavramdır ve Türkiye’de çalışmakta olan on binlerce lider yöneticimiz bu küresel kavramların bilincindedir. Bilincin eş anlamı da vicdandır. Ancak yüksek ahlaki seviyelerde kişilerin yetkinliği olabilmektedir. Dürüst, Açık, Çevik, Belirsizlikle Mücadele Eden, İnisiyatif Alan, Sorumluluk Bilinci Yüksek (Sorumluymuş gibi görünmeyip elini taşın altına sokabilen), Zorluklarla Mücadele Etmeyi Seven, Hedefleri değerlerle hizalı ve bu doğrultuda bu hedeflere yönelik istekli, istikrarlı (hepimiz birimiz birimiz hepimiz anlayışı); yani Vicdanlı (Bilinçli)

Ez Cümle; Konu bir ağaç olursa ya da bir kelebek, bir keçi, bir arı, bir inek, bir buzağı, bir köpek, bir kedi, bir kuş, bir dana, bir kuzu, bir tutam çiçek, bir canlı ya da bir tutam oksijen; Binlerce kuşun toz bulutu haline gelmesini göz önüne alıyor, atların, ineklerin yanmasını, onlarla birlikte can vermeye hazır insanların yardım çığlıklarını görmezden geliyorsa ya da elinden geleni yapma inisiyafini almıyorsa, sahibi olduğu alanda altındaki statülerin kendisine tehlike yaratacağı inancına sahipse lideri yanlış yerleştirmişizdir. Düşünsenize, mesela yangın var, itfaiye lideri en deneyimli çalışanlarına izin veriyor. Çalışmayacaksınız diyor. Yangın büyüyor, büyüyor, büyüyor, bütün alanı kaplıyor, İtfaiye Lideri kendi koltuk korkusundan vazgeçemiyor. Tüm benliği ile kendi menfaatlerini düşünen insan için bilinç (conciousness) ve İngilizce olarak aynı ifade olan vicdan (conciousness) söz edemeyiz. Burada söz edebileceğimiz, bilinç noksanlığıdır. Oldukça üzücü değil mi?

Erich Fromm , insan benliği ve diğer yaşayan sistemler arasında içgüdüsel bir bağ olduğunu da ileri sürmüş bir sosyolog, felsefeci ve psikanalisttir. Edward O. Wilson (biyolog) Erich Fromm ile işbirliği yapan bir biyologdur. Fromm’un düşüncelerini geliştirerek “biyofili hipotezi” kuramını geliştirmiştir. Fromm, bu hipotezin en büyük destekçilerindendir ve “Yaşama Sanatı”, “Sevme Sanatı” gibi kitaplarının özünde, doğa ile ilişkili bağlarımızı temel alır. Bu hipotez, evrimsel psikolojiyi de desteklemek ve açıklamak için kullanılmıştır.

O zaman bu ekosistemde her birimiz birbirimizi duyabiliriz. Statümüzün sembolü anlamsızdır, tabakalaşma (stratification/statüler) önemini yitirir, her birimiz bir nar tanesi gibi olur, bir bütün olarak harekete geçer ve zorluklarla savaşır hale geliriz. Her bir vicdanlımız.

Doğada her şey kendi içinde çözülüyor…

Sevgiyle,

Ca

Kaynaklar:

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s