Hatırlatma

Gözlerimi ambulansa taşınırken açtım. Soğuk bir metal boydan boya omurgama yerleştiriliyordu ve her talimata uyuyordum. Ambulansın kapıları açıktı ve tam karşıda oturduğum sitenin güvenlik görevlisi Emrullah’ın gözlerindeki endişeyi gördüm. Ona iyiyim diye seslendim. Ertesi gün, beni takip eden telefon konuşmamızda, ona teşekkür ederken anlatacaklarına da hazır olmadığımı söyledim. Aradan bir ay geçti, belki bir yıl sonra soracağım Emrullah’a, ne olduğunu ve beni nasıl bulduğunu. Şu aralar ruhum buna izin vermiyor.

Bisikletimle her yokuşu çıkmayı başardığımda ve her antremanımdan sonra, kendimce, çok iyi hissederim. Bazen işime bisikletle giderim. Bazen işimi ayarlayıp antremanımı yaparım, sonra toplantıma girerim. Kendimi zorlamayı severim. Severdim de diyebilirim bu günlerde. İnsanın en kuvvetli tercihleri en büyük engelleri de olabiliyor çünkü…

Ambulansın hastaneye acil servisten girişini , hızla tomografiye doğru ilerlediğimizi izledim. Ama Ömür’ü sedyeme eğilmiş olarak karşımda görünce sanki kendime geldim. Ambulansa kaldırıldığımı haber alınca hemen hastaneye gelmişti. Hızlı aramalarımda olan Rahşan, şehir dışındayken haberimi almış, hemen Ömür’ü aramış. Peki telefonu kim etmiş? Bilmiyorum. Zaten hatırlamıyorum. Ömür’e içinde cüzdan, anahtar ve telefon olan boyun çantamı verdim. Çok soğukkanlı, inanılmaz güçlü bir kadındır. Sanırım bana endişeli bakmamaya çalışıyordu. Tomografiye girdiğimi anımsıyorum ama ne ara çıktım o arada yine dalmış olmalıyım. Acil servise yatırıldığımda , özellikle başımla ilgilenen bir güzel kadın doktor vardı. Zımba dikiş yapıyorum demişti, bir yandan da ona yan yatakta yatan kadını anlatıyordum. Kadın öyle komikti ki , sanırım bir yerde düşüp bayılmış, sonra acil servise gelmiş, kendine gelince de sedyede şalvarını toparlayıp bağdaş kurmuş, acildeki herkese “ben burada ne yapıyorum, kimsenin haberi yok , bi telefon verseniz de arasam” diye söylenip dururken kendinden pişman hareketler yapıyordu. Nasıl gülmeyeceğim? Teyze adın ne senin ne ittin ne gittin diye konuşuyordum zımbalanırken. Doktorum da birşeyler anlatıyordu, konuştuk çünkü, anımsıyorum ama kaydetmemişim. Dikişler atıldıktan sonra bir hemşire geldi ve yüzümü, boynumu sildi. Islaklık hissetmeye başladım. Acaba nereden derken, elimle yokladım, t-shirt’ten geliyormuş.. işin ilginci ben hala su sanıyordum; Meğer üzerime giydiğim t-shirt kan içindeymiş. Şaşırdığımı hatırlıyorum ama şaşırsam bile , olan biten her şeyi gözlerimin gördüğünü, kulaklarımın duyduğunu, zihnimin algıladığını anlamıştım. Beş duyumu yokluyordum, vücudumu kıpırdatabildiğim için mutluydum. BT temiz diyen sesi duyunca da rahatladım. Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesine Yeşilköy’den yarım saat içinde uçan kızımın acilin kapısından fişek gibi içeri daldığı hikayeyi sonra dinledim. Biraz duygusal, ama yazmalıyım; Kızım beni görünce anladım ne kadar korktuğunu. Ve oracıkta yıkılabileceğini. Ölümle buluşmuş olabilecek kadar ciddi bir kaza geçirdiğimi. Kızımı görünce anladım. Şok geçiriyordu, aslında ambulanstan da aramışım ben onu. Sakin ol demişim, gittiğim hastaneyi söylemişim.. Kardeşim de gelmiş, hadi biraz da onu göreyim demişim, kardeşim gelmiş başucuma. İkimiz için de çok zor bir gün, bu günü hiç unutmayacağım dediğini hatırlıyorum bir tek.

Her yokuşun çıkışını düşündüm de, inişini düşünmedim. Evimden çıkıp, ara sokaktaki ilk yokuşu inerken frenlerim tutuyor, lastik basıncım iyi, kontroller yerinde. Ana yola saptıktan bir kaç saniye sonra, arka frenlerde bir sorun başladı. Eğimden dolayı hızım artıyordu. Ön frenleri de sıkmaya başladım. Hızımın gittikçe arttığını ve frenlerin çalışmadığını anlayınca, yokuş aşağı dengede durmaya çalıştım. Talihliydim, ana caddede ne bir canlı ne de taşıt vardı. Sanki hava donmuş gibiydi ve neredeyse 60km hıza ulaşmıştım. Önüme çıkacak ve zarar verebileceğim ya da beni altına alabilecek bir hareketin oluşması an meselesiydi. Bunlar hızla düşündüklerim. Kendime bir düşme koordinatı belirlemişim ve bisikletten atlamışım. Kimseye zarar vermemişim. Çarpma esnasını hatırlamıyorum, gözlerimi ambulansta açtım.

Yoğun bakıma alındım, çok kalmadım acil serviste. Sonra çıktık hastaneden, kızım beni başka bir hastaneye daha götürdü. Başım sarılı, elim ayağım tutuyor, karnım acıkmış. İkinci hastane Medical Park Göztepe, kontrollerden çıktım, yatışa gerek olmadığını belirttiler. Tüm BT çekilmiş, doktor uzun uzun inceledi. İlaçlar verdi ve tam çıkarken “çok iyi düşmüşsünüz” dedi.

Bisikletimi çok severek almıştım, kendime 50. Yaş doğum günü hediyesidir. Tekerler kan içinde, frenler mandal olsa mendili tutmaz, öyle. Güvenlikten aldık, getirdik koyduk geri. Bakamıyorum. Haftalar sonra örtüsünü açtım. Aldığımız yere geri götürdük. Onlar da fabrikaya gönderdiler. Frenlerin neden birdenbire tutmamaya başladığını öğreneceğiz. Yakında..

İyileştim. Hiç beklemediğim kadar güzel mesaj aldım, kalbime koydum. Burada da uzun zamandır ilk defa kendimden bahsettim. Aileme, arkadaşlarıma ve bu süreçte annemle ilgilenen Nazo’ya minnettarım. 21 Temmuz’da başımın önünü çarpsaydım, boynum kırılsaydı vb gibi düşüncelerle uğraşmamaya gayret ediyorum.

Bir gün her gün gibi bir gün değil, her an her şey olabilir ve her ne kadar böyle olabileceğini bilsen de farkında olarak yaşamak bambaşka bir hatırlatma.

Sevgimle,

Cndna

Hatırlatma” için 2 yorum

  1. Seni Allah sevenlerine bağışlamış gerçekten. Tekrar çok büyük geçmiş olsun.

    Diğer taraftan da, böyle bir olay da bu kadar mı güzel anlatılır.

    Kendine dikkat et, olur mu?

    Tulga ONAY

    Beğen

Yorum bırakın