Bu Kız Beni… (akış halinde yazılıyor, edit edilecek)

Kimi zaman ilk gençliğin çılgınlığına, kimi zaman şartların delirtişine tanık oluyorum. Nereden geliyor bu öfke, bu densiz haller, kendini haklı görmeler aman tanrım. O yaşlardaki Candan’a soruyorum, bilmiyorum diyor. Belki annen baban ayrılıp kendi hayatlarını kurdukları zamanki öfkeni anımsayabilirsin diyorum kendime ama o da müziği sonuna kadar açıp, dans ederek ya da basket oynayarak geçiyordu, geçmemişse sahnede doğaçlama çalışırken hafifliyordum. En çok da arkadaşlarımla, en yakın arkadaşlarımla geçiyordu. Öfkeyi yönetmenin yolunu bulursan sihirli bir şey bulmuşsundur, çünkü öfke kendi kendini yok etme becerisine de sahiptir. Kızım sonunda buldu, motosiklet yarışçısı oldu.

Kimi zaman ise elimi tutuyor karşıdan karşıya geçerken naif, beklentisiz, sadece bir olalım duygusuyla. Benzersiz bir pamuk türü gibi, dünyada var olmadığına inanacağım cinsten, beni tüm kalbiyle özümseyen yüzünü görüyorum, kendi ergen halimi hatırlatıyor. Yanaklarımızı yan yana dayamayalı çok oluyor, gece uykusundan uyanığ yanıma sokulmayalı. Naif, sevecen, müzik dinlemek için odasına çekilen, gitar çalıp şarkı söyleyen ve dans eden, odadan çıkıp kendine hemen Basri sandviç hazırlayan ve bulaşığı bırakan ve zaman zaman “aynı ben” dediğim bu vatandaşı çok özlüyorum.

Türkiye’deki eğitim sisteminde ve meslekler yapılanmasında insanlar hep belli kategorilere, sınıflandırmalara ve kutulara konduğu için genç bir beyin, henüz ergenlik çağındayken, seçim yapmak konusunda doğru bir rehberlik almalıdır. Okullarımızda bu rehberlik kimi zaman genci anlamaya ve gerçekten özelliklerine uygun olarak gelişebileceği alanlara doğru yönlendirilebilse de aslında ağacın şekillenmesi çok daha erken yaşlarda başlıyor. Lise yıllarında tahmini olarak bölümler öneriliyor. notlara, sınav sonuçlarına yönelik ortalamalar ve öngörüler, rehber danışmanlar belli psikometrik ölçeklere dayalı envanterler aracılığıyla değerlendirmeleri objektif çerçeveye oturtmaya ve yönlendirmeye sağlamaya çabalıyorlar. Çoğu zaman da sadece dertlerini dinliyorlar. Onları dinlerken de akıllarına ister istemez ölçekler, sınav notları ve kalıp envanterler geliyor. İçinde tamir etme hevesi olan bir çocuğu dil okumaya yönlendirebiliyorlar. Aslında sadece tüm işleri dinlemek olsa keşke. Bu çok daha önemli çocuklar için.

Bizde biraz değişik işledi durum. Üniversite açıklanana kadar hiç bir seçim sıkıntısı yaşanmadı.

Bahçelievler, Ulubatlı Hasan İlkokulunda en iyi arkadaşlarımdan biriydi Ayşe, her şeyimizi paylaşırdık. Ayşe’nin sümüğü akardı koyu yeşil. Yüzünde hep bir is, kara gözleriyle bana öyle candan bakardı ki, babaannemin cebime yerleştirdiği işli mendillerim onun olurdu. O almak istemese de ben ona hep mendil, kalem, okuduğum ali veli cin ali kitap, yarısını ona bıraktığım sandviç ile koşulsuz yaşardık. 

İlkokul beşinci sınıfta ailem nedense beni özel bir okula geçirdi. O zamanın Ankara’sında Tunalı’da oturacaksan o civarda bir okula gitmen doğruydu. Yürüyerek gidip gelmeye alışıktım zaten birinci sınıftan beri. Yeni sınıfımda ilgimi çeken kimse yoktu başlarda. Herkesle aynı gibiydik. Beşir ve Feza sınıfın en zekileri, Ayşem sınıfın en zarifi, Güneş sınıfın en munisi, Ufuk en meraklısı, Mutlu arkadaş canlısı, Gökhan en güzel konuşanı, Maral en mızmızı, Candan ise fasulye sırığıydı. Belki de en önemli fark, rüyalarıma cadı olarak giren öğretmen demeye bin şahit isteyen eli kırbaçlı Kamile hanımdı. Hepimizin travmasıydı. Aynı travmayı üniversite yıllarımda Zeliha hanımda da bizzat yaşadım, yalnız da değildim yine. 

Ortaokul ve lise yıllarında tiyatro ve spor ile ilgilenebildiğim bir okulda okudum, yabancı dil öğrendim. Hiç bir şeyi de umursamadım kim kimmiş, neymiş, nasılmış, herkes mühürlenmiş gibi çan sesiyle uyarılırken, kulaklarımı zaman zaman kapatıp insanları gözlemledim, arka sıralarda kitap okudum ders sırasında bolca, tenefüste dans ettim ve 4.5’tan 5 almak yetti. Arkadaş sayısı çok fazla ama gerçek beni tanıyan kişi sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

Çok isterdim çocuklar ilgi duydukları oyunlarla dil, matematik, fen, sosyal bilgiler öğrensin. Ben basket oynarken geometri öğreneyim,  İstiklal Marşını okurken şiirini anlasın.

Çok isterdim her çocuk eşit şartlarda eğitim alsın.

Çok isterdim sınıf farkları olmadan okusunlar.

https://unifestal.com/free/x-y-z-kusaklari/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s